Welcome to Alper's website!
Tarihçe
Tire çaglar boyu zengin cografyasinin sagladigi olanaklarla birçok uygarliklara sahne olmustur. Bunlar Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans dönemleridir. Ancak özellikle Türklerin Tireyi ele geçirmesinden sonra Tirede çok zengin tarihi ve kültürel bir birikim saglanmistir. Tire tarihçi Pachmeresin deyimi ile "Kesisler Yöresi", Serafeddin Zafernamesinde "Rumun Meshur Kenti", Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde "Seh-ri Muaz-zam Tire" olarak adlandirilan bir beldedir. Katip Çelebi (1608-1656) Tireyi "Eski Taht Sehri" olarak nitelendirirken, 1908 Aydin Vilayeti Salnamesinde ilçe "Ulemalar Yatagi" olarak geçmektedir.
Tirenin ne zaman kuruldugu kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber M.Ö. 2000 yillarinda adinin geçtigi ve Hititler dönemine kadar uzanan kaynaklarda adinin Hisar-Kale anlamina gelen Tyhra, Thira, Thyroion, Apeteria, Teira ve Doma döneminde sehir anlamina gelen Arkadiapolis adiyla geçtigi görülmektedir. Hitit arsivi belgeleri Kades Savasina katilanlari sayarken Tursalardan (Tirha) söz etmektedir. Frigyalilar döneminde Heraklid Sülalesinin egemenligi altina giren Küçük Menderes Vadisinde bu dönem Frig Kralliginin yikilmasi ile son buldu. Tarihi kaynaklardan bu döneme ait hiçbir bilgi edinilememekte ve dolayisiyla bu tarihler karanlik olarak kalmaktadir. Lidya Devletini ünlü krallarindan Giegesin Tirede görev yapmasi da yörenin önemini arttirmistir. Daha sonra Thomos (Bozdag)dan inen Faktalos (Sart Deresi) çayinin altin rezervleri Lidyayi zengin bir ülke yapmis ve dünyadaki ilk madeni sikke burada basilmistir. Lidyalilardan sonra M.Ö. 650li yillarda Pers egemenligine giren Tire, kisa bir süre sonra tekrar Lidyaya baglanmistir. Lidya Krali Krezüsün döneminde yeni ve büyük bir uygarlik ile büyük zenginlik olusturulmustur. Sonraki dönemlerde Tire Romalilara geçmis, bu dönemde de Anadolunun en seçkin sehri konumunu sürdürmüstür. Bu dönemde Tire bir Hiristiyan Sehri haline gelmis ve birço yerde kiliseler ve ayazmalar yapilmistir. Bu dönemin eserlerinden Halkapinar Köyündeki II. Teosun anitsal mezari dikkate deger bir örnektir. Tirenin Bizans Döneminde de Kadiköy (Istanbul) ve Nikea (Iznik) meclislerinde de etkin, karar verici bir konumu oldugu bilinmektedir.
1390 yilinda Aydinogullari Beyligi Osmanlilara baglaninca Beylik Lideri Isa Bey Tiree oturmaya zorunlu tutulmus ve baskent Selçuktan çikarilmisti Yildirim Beyazit Isa Beyin Kizi Hafsa Sultani alarak akrabalik sagladi. Bu olay Beyligin ilk sona erisi oldu. Osmanli Devletinin Ankara Savasindan yenik çikmasi siyasi dengeyi degistirdigi gibi Aydinogullari Beyliginin yeniden tarih hanesinde görülmesini sagladi. Beyligin Ankara Savasindan sonraki yönetim kenti Tire olmus, Beylik Lideri Isa Beyin çocuklari Musa ve II. Umur Beyler babalarinin ölümünden sonra Beyligi Tireden yönetmislerdir.
1426 yilinda kesin olarak Osmanli Imparatorluguna baglanan Tire, gerek siyasi gerek ekonomik ve gerekse kültürel varligi nedeniyle Osmanlilarin bu kente daha ciddi egilmelerini saglamistir. Bu dönemde yeni kurulan Aydin Eyaletinin sancagi da Tire olmustur. Özellikle II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde girisilen imar, hareketleri kenti kisa sürede imparatorluk sinirlari içinde birinci dereceden kent konumuna sokmustur.
Türkiyenin idari örgütlenmesinde önemli yer alan Tire, 1922de Kurtulus Savasinin kazanilmasi ve 1923 yilinda Cumhuriyetin ilani ile 20 Nisan 1924 tarihli sancaklarin kaldirilmasi ve yerlerine illerin kurulmasi kanunu ile yeni kurulan Izmir iline baglanmistir.
Geçmişten Günümüze Tire
“Küçük Menderes Ovası’na yukarıdan bakan heybetli Tmolos Dağı’nda (Bozdağ) lir çalıp şarkılar söyleyerek vakit geçirirdi ve Müzik konusunda en iyi olduğunu düşünürdü Güneş Tanrısı Apollon… Gün boyu lirinden çıkan ezgiler yankılanırdı Tmolos Dağı’nda . Ancak , dağda bir çalgıcı daha vardı. Dağın otlaklarında flüt çalarak sürülerini otlatan çoban Marsyas’ta oldukça usta bir çalgıcıydı. Apollon, birgün “Bu dağa iki usta çalgıcı fazla” diyerek çoban Marsyas’ı yarışmaya çağırdı. Dağın tanrısı Tmolos’ta yarışmanın jürisi oldu. İki usta çalgıcı jüri önünde tüm hünerlerini gösterdiler. Tmolos, Apollon’u birinci seçti. Ancak, o sırada oradan geçmekte olan ve yarışmayı izleyen Frig Kralı Midas duruma müdahale etti. Marsyas’ın daha iyi çaldığını ve yarışmanın birincisinin o olması gerektiğini söyledi. Apollon, bu duruma çok sinirlendi, iyi bir müzik kulağı olmadığını söyleyerek Midas’ı eşek kulaklı yaptı. Ancak Apollon’un öfkesi dinmedi, çoban Marsyas’ı da derisini yüzdürerek cezalandırdı.”
Günümüzden yaklaşık ikibin yıl önce bu öyküyü dinleyen antik dünyanın sanatçıları, çoban Marsyas’ın çektiği acılardan etkilenerek onu tasvir eden heykellerini yaptılar. Bugün bu heykellerden biri Tire’nin mütevazi müzesinde sessizce ziyaretçilerini bekliyor.
Ancak, Tire’nin ne geçmişi, ne de bu günü, ziyaretçilerine sunduğu müzesi gibi mütevazi değil. Kentin tarihi, Lidya dönemine kadar uzanıyor. M.Ö. 6. yüzyılda bölgenin hakimi olan Lidya’lılar zamanında kentin adı, kale anlamına gelen “Tyrha”idi. Lidya için kentin önemi büyük, çünkü Tire konum itibariyle İyonya’nın önemli kenti Efes’le Lidya’nın başkenti Sardes’in tam ortasında. Efes, Tire, Bozdağ, Sardes hattı o dönemin en önemli ticaret yolu.
13. yüzyılda Aydınoğulları ile başlayan Türk egemenliği, 1426 yılında Osmanlı’nın kenti almasıyla sürer. Türklerle birlikte eski ticaret yolu yön değiştirir, ancak Tire yine önemli bir kenttir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ticaret yolu Efes, Tire, İzmir, Manisa hattında uzanır.
Günümüzde geleni , gideni az olsa da tarih boyunca Şeyh Bedreddin, Kanuni, Timur gibi birçok ünlü konuğu olur Tire’nin. II.Mahmud döneminde Bektaşiler, Aydınoğullarından Sasa Bey döneminde Efes halkının bir bölümü, Büyük İskender zamanında ise Filistin’den getirilen Yahudiler Tire’de iskan edilir. Mübadele yıllarında da Girit’ten gelen Türkler Tire’ye yerleşir.
Yüzyıllar boyu süren bu göçler ve canlı ticaret yaşamı, hayatı yaşanır kılan ve ona anlam katan sanat ve zenaatın Tire’de fazlasıyla gelişmesini sağlar.
Keçeciler, urgancılar, saraçlar, kalaycılar, semerciler ve nalıncılar sayıları oldukça azalmış olsa da Tire’nin çarşısında sıralanan dükkanlarda hala geleneksel yöntemlerle üretim yapmaya devam ediyorlar. Dünyanın en son Beledi Dokuma tezgahı’da halen Tire’de yaşam mücadelesi veriyor. Türkiye’nin belki de son nalıncısı da bu çarşıda ısrarla mesleğini sürdüren zanaatkarlardan biri. Ne plastik terliklerin kuşatması, ne de insanların el sanatlarına olan vefasızlığı onu yıldırmamış…
Bir zamanların Osmanlı darphanesi Tire, bugün en çok, benzerine az rastlanır canlılık ve renklilikteki Salı Pazarı’yla ünlü. Oysa tarihi yapıları da yabana atılacak gibi değil. Büyük çoğunluğu 15. yüzyıla ait dini yapıları ve camileri, Osmanlı dönemi klasik yapıları içinde öncü örnekler. Ulu Cami, Yeni Cami, Tahtakale Camii ve Külliyesi, Anadolu’da ilk kez yarım kubbe denemesinin yapıldığı Yeşil İmaret Camii Zaviyesi, Kurt ve Doğancıyan Zaviyesi, Yoğurtluzade Külliyesi, Aydınoğulları’nın ve Osmanlılar’ın padişah hocası İbni Melek adına yaptırılan açık türbe, içinde beylikler dönemine kadar uzanan farklı dönemlerden, 2400 civarında taş baskısı ve yazma eserin bulunduğu Necip Paşa Kütüphanesi, geçmişte burada yaşamış olan Levantenler’in izlerini taşıyan Gülcüoğulları Konakları, Tire Müzesi, Ali Efe Hanı ve civarındaki nostaljik dükkanlar, Tire ovasının en güzel manzarasını ayaklar altına seren Kaplan Yaylası Tire’nin görülmeye değer mekanlarından sadece bir kaçı…
Tire’yi dolaşırken Nevruz Şenliklerinin Tire’de ilk kez 1403 yılında Aksak Timur ile kutlanmaya başladığını ve halen aynı canlılıkta yaşandığını, Cumhuriyet tarihinin ilk çevirmeli telefon santralinin Fransızlar tarafından Tire’de kurulduğunu, yine Cumhuriyet tarihinin ilk zafer anıtının 1953 yılında Tire’ye dikildiğini, 1864’de kurulan Tire belediyesinin, ilk kurulan belediyeler arasında 9’uncu sırada yer aldığını, Üstü mescit altı ayazma olan, iki ayrı dinin mensuplarının ibadet edebildiği binanın halen Tire’de Derekahve’de olduğunu, Dünyanın en kaliteli incirinin Tire’de yetiştirildiğini, Milli mücadele tarihlerinde işgale karşı ilk direnişin bilinenin aksine İzmir’den sonra ilk defa Tire’de gerçekleştirildiğini de hatırlamanın önemi hiçbir şekilde yadsınmamalı…
Milatan Önce Tire
Tire; Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Roma ve Bizans’a ev sahipliği yapmış, tarihin zengin kültür mirasına sahip bir kenttir.
Ne var ki, Tire Tarihiyle ilgili belgesel bilgiler, Roma döneminden öteye, pek sağlıklı inmemektedir. Ya da, diğer bir deyişle, Milât öncesi 2000’ le başlayan süreç, henüz sağlıklı bir zemine oturtulamamıştır.
Efes’deki Artemis Tapınağından Tire’nin Batı Köylerini de içine alan ve Bozdağa dek ulaşan Artemis Tapınağı Kutsal Toprakları, yüzlerce yıl, Tire’ye adeta bir kutsallık kazandırmıştır.
Roma dönemine ait Belgesel zenginlik, Tire’ nin bu döneme ait Tarihi Coğrafyasında, bazı köylerin, ciddi yerleşim alanları oluşturdukları, buralarda ortaya çıkan Arkeolojik belgelerden anlaşılmaktadır. Bu yerleşim bölgeleri içinde; Başköy (Uzgur) /Akyurt (Zeamet Kilisesi) / Hisarlık, Gökçen (Fota), Eskioba, yani Dormara (Almura), Büyükkale ve Kürdüllü Köylerini, özellikle belirtmek gerekir.
Ayrıca hemen belirtmeliyiz ki, Eğridere, Peşrefli, İlk Çağ Köylerinin, doğuda yoğunluk merkezleri (Katoika), Batıda (Bonita) olarak adlandırılmıştır. Batıda Büyükkale ve Doğuda, Boynuyoğun- Yeğenli hattı, bu sıralamada yer almaktadır.
Dağlık kesimin güneyinde ise… Efes’ten başlayarak, Belevi / Hasan Çavuşlar / Büyükkale / Küçükkale / Eskioba ve Mahmutlar yönünden, Bozdağ’a değin ulaşan Tapınak arazisi Tire Ovasını kucaklamaktadır.
Ünlü Roma İmparatorları Jül Sezar , Augustos ve Trian’ın, Tire topraklarından bir Bölümünü Artemis Tapınağına bağışladıkladıkları, belgelerden anlaşılmaktadır.
Tire Müzesinde, Tapınağa ait arazilerden elde edilen bulgular, geniş bir yer tutmaktadır.
Tire’nin bu süreçte, Roma Senatosunda; “Kaystros Senatörlüğü” yani , Küçük Menderes Senatörlüğü adıyla temsil edildiği görülür. Daha sonra başlayan Bizans Döneminde, özellikle Ortodoksluğun biçimlendirilmesinde, Istanbul’un Kadıköy’ü ki, o dönemin adıyla “Halkedon” ve de İznik , o dönemdeki adıyla “Nikea” daki Ayasofya, Kilise Meclislerinde Tire, etkin, karar sahibi, Hristiyan bir Kent görünümünde olduğunu kanıtlamıştır. Bu Konsüllerde, oy kullanma hakkına da sahip olan Kent, Bizans Tarihi boyunca, bu parlak dönemini sürdürmüştür.
Ünlü Coğrafyacı Strabon, ilk dönem sürecinde, Tire’nin yaslandığı Güme Dağı’nın Mabetler zenginliğinin yanı sıra İki dinin de kutsallığını simgeleyen üzüm bağlarıyla donandığını ve Bu üzümlerden yapılan Şaraplarının ününü anlatır. Küçük Menderes Ovası için ise, “Efes Artemis’inin, Kutsal Topraklarının çevrelediği bir bahçe gibidir ” der.
Tire, daha sonra, giderek Hristiyan Kültürünün hakim olduğu bir Kent görünümü kazanır….Tire ve Arkadiopolis, Yani şimdiki Hisarlık yöresi, Bizans’ın Ünlü Ortodoks Kentlerinden biri haline gelir.Bugün Hisarlık Köyü olarak adlandırdığımız bu Kent, adını Bizans İmparatoru Arkadius’tan almıştır.
Osmanlı Dönemi Tire
Tire’nin üçüncü tarihsel evresi, Osmanlı Dönemi’ dir. Bu dönemi, iki süreç başlığı altında toplamak gerekmektedir.
Osmanlı sürecinin 16. cı yüzyıl sonlarına dek uzanan kısmı, İmparatorluğun sosyal, ekonomik , kültürel ve siyasi yönden doruğa ulaştığı bir dönemdir. Tire’nin de ana karakteri, bu yüzyılda oluşmuş ve bu yöre insanının sosyolojik yapısı, bu yüzyıllardan başlayarak, çeşitli Tarikat Kültürleriyle, zenginliğe ulaşmıştır.14. cü yüzyılda Tire’ de, Alevi-Mevlevi mücadeleleri görülürken, 15.ci yüzyılı takibeden asırlarda da, kentte Mevlevi ve Halveti ağırlığı hissedilir. Kentteki Mevlevilik tutkusu giderek daha etkili olur. Burada şunu önemle belirtmek gerekir ki, Kentin geçmiş yüzyıllardaki kazanımları, daha sonraki Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde bile varlığını korumuştur. Tire’nin Sosyo-Kültürel dokusunda, o yüzyılların önemli bir payı vardır.
Osmanlı döneminin ikinci kısmı diyebileceğimiz 17.ci yüzyıldan, Cumhuriyet’e kadar uzanan zaman kesitinde Tire’nin kendine özgü özelliklerini yitirdiği görülür. Bir başka deyişle, Osmanlı Devletinin, duraklama, gerileme ve yıkılış dönemleri,adeta bu kentin kaderiyle de özdeşleşmektedir.
Tire topraklarının bu yöreye bahşettiği ekolojinin etkisiyle, olağan üstü doğal güzelliklere sahip olduğunu belirtmeliyiz. Küçük Menderes Ovasında, günümüzde mevcut olmayan 17 göl içinde, halen var olan Belevi, Akarca, Karagöl ve Gümüş göllerinde, 30 - 35 kiloya ulaşan Sazan ve Yayınlar, çevre yerleşimlerinin beslenmesinde, önemli bir etken olmuşlardır. Ayrıca avlanmalar dışında, buradan elde edilen “Sazlar”da, Tire’nin hasır tezgâhlarının temel hammaddesini oluşturmaktaydı.
Tire’ nin sırtını verdiği, eski adı “Messogis” olan “ Güme Dağı ”, Beylikler ve Osmanlı Tarihi boyunca,”Kestane Dağı”olarak anılır ve bu adla kayıtlara geçer. Bu dağın,”Kestane Dağı” olarak tanımlanması, Evliya Çelebi ile devam etmiştir. Zaten Evliya Çelebi’de,Tire’de yetişen ürünlerin lezzetini methede methede bitiremez.
Tire’nin uygun iklim ve coğrafyaya sahip olması nedeniyle, geniş tarih dönemlerinde, seferdeki orduların,burada karargâh kurmalarında, önemli etkisi olmuştur. Timur’ un Ankara Savaşı’ ndan sonra, kışı Tire’ de geçirmesinin yanı sıra, Çelebi Sultan Mehmet, Aydınoğlu Cüneyt Bey’in takibinde ve Kanuni Sultan Süleyman da, Rodos Seferi sonrasında, iki aya varan dinlenme süresi için, Tireyi seçmişlerdir..
1426 yılında kesin olarak, Osmanlı Devleti’ ne bağlanan Tire,bu tarihten itibaren, yönetim merkezi olarak hem siyasi geçmişinden, hem de ekonomik gücünden yararlanmak suretiyle , tekrar tarih sahnesine çıkmıştır.
Sürekli başkaldıran kentin, olaylardan uzak tutulması için… İlk Sancak Beyi Abdullah oğlu Halil Yahşi Bey’den başlanarak, Tire’ye hep güçlü kişiler atanır. Özellikle Sultan II.Murad ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde girişilen imâr hareketleri Kenti, kısa sürede İmparatorluk toprakları içinde, birinci dereceden bir kent konumuna sokar.
Sultan Çelebi Mehmet’ in, Karamanoğullarını dize getirmek için, Tire’ yi üs seçmesi yine aynı zaman dilimi içinde, Osmanlı Fetret Devri’nin en ciddi olaylarından“ Şeyh Bedreddin Hareketi”nin plân merkezinin de Tire olması, kent tarihini oldukça önemli kılmaktadır.
Cumhuriyet Dönemi Tire
Yirminci yüzyıl başlarında, Osmanlı Devletinin, I.Dünya Savaşından yenik çıkması ve Ardından 18 Ekim 1918’de imzalanan, Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7.ci maddesine dayanılarak 15 Mayıs 1919 tarihinde, İzmir’in Yunanlılarca işgâli ile başlayan sürece 28 Mayıs 1919’da da Tire’nin Yunanlılarca işgâli eklenmiştir.
Ne var ki, Tire’yi işgâl edenlerin, buradaki Efe guruplarından hemen tepki görmesiyle, kentin kaderi değişmiştir. Bölgenin bu kahraman evlatlarının oluşturduğu milli direniş örgütlerinin başında, Gökçen Hüseyin Efe’de bulunmaktaydı. Gökçen Hüseyin Efe, bir çatışmada şehit düşünce, simgesel hale gelmiş ve Tire Kurtuluş Cephesinin ve Mücadelesinin anısına Fota adlı Rum Köyünün adı, Gökçen olarak değiştirilerek, kalıcı hale getirilmiştir.
Efeler’in ve Türk Ordusu mensuplarının bu onurlu mücadeleleri sonucunda, İşgâl Kuvvetleri 4 Eylül 1922 günü Tire’den atılmış ve Kent yeniden özgürlüğüne kavuşmuştur.
29 Ekim 1923’de, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, Onbeş yıl gibi kısa bir zaman dilimine sığdırılan Kent yapılanması, Kent peyzajının da değişmesine katkı sağlamıştır. Kaynaklardan elde edilen bu yeni dönem yapılanmasını tarihleriyle anımsamakta, kuşkusuz yarar vardır.
Tire’de, Türk Ocağı tarafından ilk sosyal nitelikli tesis olarak, 1927 yılında Şehir Sineması hizmete girmiştir.
Ardından 1929’da Tire İdmanyurdu’nun kuruluşu , 1930’da Kız Meslek Lisesi bahçesindeki “Millet Parkı”nın yapılışı, 1933’de Hükümet Konağının ve Alay Parkı’nın yapılışı, 1934’de Aydın Demiryolu Yönetimince, Tire İstasyon Parkı’nın yapılışı, 1934’de Bahçekahve’de, ilk Ortaokul’un açılışı. 1939’da Tire Cumhuriyet Meydanı’nın yapılışı, 1940’da İstasyon Caddesi ile Şehir Stadının açılışları, Cumhuriyetin ilk nimetleri olarak, Kent tarihinde yer almış, önemli girişimlerdir.
Hızla ilerleyen zaman içinde, Tire Belediyesi’nin 1971 yılından bu yana Devlet yatırımlarında esas olmak üzere, verdiği taşınmaz mallar, hizmet anlayışının öncüleri olarak, daima hatırlanacak eserlerdir.
Kaymakamlık, Belediye, Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Lojmanları, Adli Personel Lojmanları, Öğretmenevi, Ticaret Lisesi, Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi, Sağlık Meslek Lisesi, 9 Eylül Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu, Halk Eğitim Merkezi, Çıraklık Eğitim Merkezi, Esnaf Kefâlet Kooperatifi İşhanı , Düşkünler Yurdu, Kapalı Spor Salonu, 4 Eylül Stadyumu, İtfaiye Teşkilâtı, Otogarı ve Sineması gibi daha bir çok tesis ve oluşum hep cumhuriyet dönemindeki süreçte Tire’nin elde ettiği hızlı ve önemli kazanımlardandır.
Kendine özgü özellikleri günümüze dek bozulmadan koruyan, tarihi ve kültürel zenginliklere sahip Tire, zamana meydan okuyup, "Eski hamam eski tas" sözünü doğrularcasına yıllar öncesine ait sayısız değerleri gözler önüne seriyor...
İzmir'e 81, Selçuk'a 40 km uzaklıkta bulunan Tire, tarihi yapıları, el sanatları, çarşısı, yöresel yemekleri, çok renkli bir ilçe. Tirenin çarşı ve sokaklarında dolaşırken sizleri yıllar öncesine götürebilecek gözden kaçan küçük detaylar yakalama ve adım başı nostalji yaşamanız mümkün oluyor.
Açık hava müzesi gibi gezilen ilçenin geniş ve bereketli ovası damak zevkine düşkün olanlar için leziz sebzeler, meyveler, zengin ot çeşitlerini barındırınca Tire Ege'nin en renkli, en ilginç çarşısı olma özelliğini kazanıyor. Salı günleri kurulan pazarda geleneksel Osmanlı kültürünü yaşatan izler görülüyor. Çarşının dükkanlarında semer yapanlar, keçeciler, ipçiler, urgancılar, saraçlar, yorgancılar, nalıncılar, yularcılar, hasırcılar dün nasılsa bugün de aynı heyecanla el sanatlarını sürdürüyorlar. Küçücük dükkanlarında kömür ütüsü kullanan terziler, henüz kuaför olmamış mütevazı berberler, marketleşmemiş bakkal kokan bakkallar yıllar öncesinden kalmış asılı tabelaları altında çalışıyorlar.
Sokakların sessizliği, evler, cumbalar, çıkmalar, kapı ve pencereleri ile Tirede zamanın durduğu hissine kapılmanıza neden oluyor. Camiler, çeşmeler, hanlar, hamamlar, türbe ve tekkeler, medreseler Tire tarihinin çok eskilere dayandığını ispatlarcasına tarihi dokuyu güçlendiriyor.
Belediye hoparlörlerinde okunan Türkçe pazar duası ile başlıyor pazar. Dolaşan herkes ellerini açıp dua ediyor, sembolik olan bu dua da dürüstlük ve doğruluk teması işleniyor. Pazarda ürünlerin satıldığı tezgahlar heyecan verici olduğu kadar kışkırtıcı tazelikleri, güzellikleri sergiliyor. Dağ ve ova köylülerinden oluşan pazarcıların büyük bölümü kadın olunca ortaya samimi, içten çok renkli bir tablo çıkıyor. Bir çoğu kendi bahçesinde yetiştirip birkaç saat önce koparıp getirdiği "Ayşe kadın fasulyeleri", domatesleri, biberleri, patlıcanları, sulu kütür kütür özel lezzetiyle "kebap eriğini", yöresel otları büyük kentten gelenlerin inanamayacağı ekonomik fiyatlarla satıyorlar. Taş gibi iri kırmızı tarla domateslerinden ayıramadığınız gözlerinizi tezgahın gerisine çevirince, kendinizi ender rastlanan deveci çizmesi yapan bir dükkanda buluyorsunuz. 35 yıllık çizmeci Recep Arpacı adlı usta, körüklü çizmelerin kösele olanlarının 125 milyon, Japon süngerli olursa 100 milyon TL olduğunu, Tirenin tek çizmecisi olduğunu söylüyor...
Her pazar renklidir ama Tire pazarı, 20 yıl öncesi kasaba kokuları ile Ege'nin en renkli pazarı olma özelliğini çarşı geziniz bitince bir kez daha ispatlıyor. İnsanın ihtiyaçlarını duyduğu her şeyin karşılandığı yer olarak biliniyor! 600 yıllık çarşıda el sanatlarının işlenişi görmek, gezmek, alış veriş etmek yöresel el işlerinin de satıldığı Tire Salı pazarı için ayrıcalık olarak kabul ediliyor.
Tire sokaklarında yapacağınız gezi sırasında çiçekler ve sarmaşıklarda ilgi çekiyor. Evden eve gerilmiş geniş gözenekli tel ağlar, sokakları boylu boyunca kaplıyor, Tireliler bu ağlara sardırdıkları sarmaşıklarla doğal bir gölgelik elde ediyor, çoğu zaman sokaklarda, evlerinin önünde serin serin oturuyorlar. Bu tablo sokak yaşamının canlılığını ön plana çıkarıyor.
Tire Camileri
Büyük çoğunluğu 15.yy ait olan küçük ama özellikli olan camilerin sayısı, tarihi, mimarisi oldukça dikkat çekiyor. Kentteki ilk Osmanlı eseri olan Yeşil İmaret Camii süslemeleri, abanoz ağacından yapılma kapı kanatları, sırlı tuğla minaresi belirgin özelliklerini oluştururken, yarım kubbe örneğinin Anadolu da ilk uygulandığı yapı özelliği taşıyor. Yeşil İmaret Zaviyesinin vakıfları içinde kalan Tire merkez çarşısı, Kapan kervansarayı, Kutu hanı, Arasta, ve hamamı da barındırıyor. Yeni Cami kesme taştan yapılma Tirede ki tek örnek, Karakadı Camii altıgen planlı ve tuğla dekorasyonlu minaresi ile ilgi çekiyor.
Kurt ve Doğancıyan Zaviyesi, Yoğutluoğlu, Külliyesi, Ali Baba Tekkesi, Şemsi Mescidi ve ayazma, Bakırhanı, Abdüsselam Hanı, Yeni han, Eski-Yeni Hamamı, Terziler Hamamı, Yalınayak Hamamı, Tire Müzesi, Necip Paşa Kütüphanesi, Süleyman Şah, İbni Melek, Balım Sultan,Rum Mehmet Paşa Tirede görebileceğiniz eserler arasında sayılıyor.
Tire'nin Dillere destan ağız tatları
Damak zevkine düşkün olanlar için bereketli Tire ovası ürünlerinden yapılan değişik pişirim şekilleri ile farklı lezzetler sunuluyor. Tire Kebabı, Tak Tak Kebabı, Tandır çorbası, Sirken, otu, Sübye gibi yöreye has bir çok lezzet bulunuyor.
Tak Tak Kebabı, 05.00 te başlayıp saat 10.00 da bitiyor! Bir bütün kuzu kuyuya atıp pişiriliyor. Pişen etler pide üzerine konulup yeniyor. Kuzunun kuyu içinde pişirilmesi sırasında altına konan büyükçe kaba kuzunun akan yağlar biriktiriliyor, sonra da bu yağlardan Tandır çorbası yapılıyor. Bu çorbayı da ancak o saatlere yetişen içebiliyor.
Tire Kebabı 100 yılı aşkın geçmişe sahip: Bu kebap türünde küçük ince uzun köfteler şeklinde şişe sarılan kıymalar, kömür ızgarada pişirilip bekletiliyor. İçinde tereyağı olan iki tane tava var, birine pişirilen köfteler konuyor, diğerine kabuğu soyulmuş, doğranmış domateslerle sos yapılıyor.
Tabağa konan köfteler üzerine tereyağlı domates sosu dökülüp, arzu edilirse yoğurt ilavesiyle servis yapılıyor. Tadı İskender'e benzeyen Tire kebabı, ızgara, tava, tereyağı, domatesin mükemmel karışımı, ağır, kuvvetli ve çok lezzetli ifadesiyle tanımlanabilir. Üç kilo inek sütüne, bir kilo koyun sütü karıştırılarak yapılan yoğurt lezzeti tamamlıyor. Tire Meydanı Hacıoğlu Kebap salonu 0(232) 512 07 84
Sübye ise enerji veren bir içecek ve kavun çekirdeğinden yapılıyor. Ayran kıvamında, beyaz renkli, şekerli, ferahlık, serinlik verici özellikleri var. Kurutulmuş kavun çekirdekleri suya bırakılıyor, kabaran çekirdekler yıkanıp dibek içine atılıyor. Burada uzun süre dövülüp eziliyor ve tülbent içine alınıp sıkılıyor, içine biraz şeker ve gülsuyu konarak soğuk olarak içiliyor. Değişik bir tat, kavunlu süt gibi.
Date: 20 April 2007, Friday
Comments (1) | Add Comment

tireyi olduğu gibi herşeyi ile çok güzel anlatmış bence dehşet ötesi yani
(22/10/2008 18:26)